12 Haziran 2010 Cumartesi

Sevgi ve güven ilişkisi

Sevmeyi engelleyen temel nedenlerden biri de karşımızdaki insana duyduğumuz güvensizliktir. Çünkü insan güven duyduğu bir insana sevgisini rahatça akıtabilir.

İnsanı güvensizliğe iten sebepler nedir? İnsan neden bir başkasına güven duymaz? Bu soruların cevabını o insanın daha önce geçirdiği deneyimlerinde ve bu deneyimlerden ürettiği yargılarında aramak gerekir. Eğer bir insan ilişkilerinde karşı taraftan devamlı darbeler yemişse, çeşitli yargılar içinde olması da doğaldır. Ama bir ilişkiden vardığı yargıyı, bütün insanlara karşı kullanması ne kadar sağlıklıdır? Bir yargıdan başka bir yargıya geçiş.

Bir insanı güvensizliğe iten nedenlerin başında, onun, daha önceki ilişkilerinden getirdiği korkuları yatar. Bu korkular, aldatılma korkusu, terkedilme korkusu, sevgi alamama, aşağılanma vesaire olabilir. Bu tür korkular insanın, diğer insanlara yaklaşmasını engeller ve dolayısiyle onlara karşı içindeki sevgiyi çıkarmakta zorlanır. Böyle bir insan, girdiği ilişkilerde hiçbir zaman mutlu ve başarılı da olamaz. Sevginin akıtılmaması insanı zamanla daha da çok bunalıma iter.

Demek ki insanın sevgiyi yaşayabilmesi için ilkönce onu güvensizliğe iten korku engelini aşması gerekir. Bunun için önyargılarımızı bırakmalıyız. Korkunun yıkıcılığından kurtulup, sevginin yapıcılığına ulaşmanın yollarını aramalıyız.

Erol Yurderi

2 Haziran 2010 Çarşamba

İçinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin


“Geçmişi düşünmeden, anı değerlendiren, geleceği de kazanır.”

(Rehber Varlık)

Kafamızın sağlam olması büyük ölçüde, içinde bulunduğumuz anı ne kadar yaşayabildiğimize bağlıdır. Bir gün veya bir yıl önce neler olduğu, ya da, ertesi gün neler olabileceğinin önemi yoktur. Sizin var olduğunuz yer, içinde bulunduğunuz andır. Bu her zaman böyledir.

Ne var ki, çoğumuz birçok şeyi aynı anda dert etme sanatında ustalaşmışızdır. Geçmişteki sorunlarımız ve geleceğe yönelik endişelerimiz yaşadığımız ana hükmettikçe, biz de kaygılarla ve ümitsizlikle dolu bir bunalıma gireriz. Bu durumdayken hayattan zevk almayı, önceliklerimizi ve mutluluğumuzu ileri bir tarihe erteleyerek, gelecekte “bir günün” bugünden daha iyi olacağına inanmaya çalışırız. Ne yazık ki, şimdi bize geleceğe bakmamızı söyleyen zihniyet, bunu hep tekrarlar ve o “bir gün” bir türlü gelmez. Yaşam biz başka planlar yapmakla meşgulken, çocuklarımız büyür, sevdiğimiz insanlar bizden uzağa taşınırlar, kimi ölür, bedenimiz giderek biçim değiştirir; bu arada hayallerimiz uçup gidiyordur. Kısacası, hayatı ıskalıyoruzdur.

Çoğu insan hayatını, sanki gelecekte kullanacağı bir elbisenin provasıymış gibi yaşar. Oysa, hiç öyle değildir. Kimsenin yarın burada olacağına güvencesi yoktur. Sahip olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz tek zaman, içinde bulunduğumuz andır. Aklımızı yaşadağımız ana verebilirsek, içimizden korkuyu atabiliriz. Bu korku gelecekte olabileceğinden kaygı duyduğumuz olaylardır... İleride parasız kalabiliriz, çocuklarımızın başı derde girer, yaşlanacak ve öleceğiz, diye duyduğumuz endişelerdir.

Korkuyla savaşmak için en iyi yol, dikkatinizi tekrar şimdiki zamana döndürmektir. Bundan böyle dikkatinizi bulunduğunuz yere ve o ana vermeye çalışın. Gayretinizin karşılığını fazlasıyla alacaksınız.

Kaynak: Ufak Şeyleri Dert etmeyin

Dr. Richard Carlson

Alkım Yayınları, İstanbul, 2006